Mart ayinin neredeyse hergununu yagmur altinda gecirdikten sonra su son 3 gunun gunesli olmasi harika oldu... Bayanlar sonunda plastic yagmur botlarini evde birakip rengarenk sandaletlerini gostermeye basladilar... Beyaz bacaklar gunes istegiyle kivranirken yazlik elbiseler tozlarindan arinip kendilerini acik havada buldular... Kalin kislik ceketler ise birkac gunlugune bile olsa dolaptaki yerlerini geri donduler. Tabii bu arada gunesin sicakligiyla gelen esinti Derek ve benim Ekim'in sonundan beri heyecanla bekledigimiz firsati yakalamamiza yardimci oldu!
Dun, ruzgar beklentileri dorukta, sabahtan arabayi hazirladik. Derek beni ise 7:30 gibi birakti. Butun gun saat 2'de cikmayi planlayarak haril hurul calistik... Saat 2 oldu ama bizim ruzgar etrafta yoktu... Saat 3 oldu, hava iyicene isindi... Saat 4 oldu ve ikimizde pes ettik... Bari eve erken gidelim dusuncesiyle isten saat 4'u biraz gece ciktik - eeee ne de olsa saat 7:30'dan beri SIKI SIKI calisiyorduk. Derek beni almaya geldiginde saat 4'u biraz geciyordu. Ne yapalim diye dusunurken, ruzgari bir kere daha kontrol etmek istedik... Ve iste... ruzgarimiz bizi orada bekliyordu.
30 dakikayi trafikte gecirdikten sonra sonunda sahile ulastik. Hava o kadar sicakti ki sadece t-shirtle olmak bile insani terletiyordu. Herseyi hazirladik... Ruzgar fazla olmasa da cikmaya karar verdik. Ne de olsa yeni board'um ilk kez suya deyecekti. 1.5 saat boyunca az ruzgarda oynasip durduk. Sezonun normal gununde herhalde ruzgara kufur ediyor olurduk ama dun bir kulaktan diger kulaga uzayan gulumsememizle son derece mutluyduk. Cunku sonunda sezonu actik!
Artik devamini hevesle bekliyoruz...
Thursday, March 31, 2011
Saturday, March 26, 2011
Yeni Yilin Ayakkabilari
Artik ayakkabi hastaligini Derek'e de bulastirmis durumdayim. Ocak ayindan beri ne zaman alisverise ciksak sadece bana degil Derek'e de ayakkabi bakiyoruz. Ve cogunlukla ona alip benim sectigimi "on hold"a koyuyoruz cunku ben karar veremiyorum.
Iste Ocak'in sonunda bu yana yeni ayakkabilarimiz:
Derek'in artik her renk, her tarz ayakkabisi var. Isin guzel kismi yine de bakmaya devam ediyoruz.
Nasil? Rengarenk, kimisi gerekli, kimisi sadece guzel gosuksun diye... Allahtan sorf sezonu basliyor da su "alisveris" hastaligimiz sona ermek zorunda kalacak. Onumuzdeki 7 ay, sadece ucak biletlerine para harcamayi planliyoruz (yeni ayakkabi veya yeni kiyafet yerine)... Sizce becerebilecek miyiz? Bakalim...
Iste Ocak'in sonunda bu yana yeni ayakkabilarimiz:
Derek'in artik her renk, her tarz ayakkabisi var. Isin guzel kismi yine de bakmaya devam ediyoruz.
Oyle gozukuyor ki ben daha cok duz ayakkabi istemisim bu sene. :)
Nasil? Rengarenk, kimisi gerekli, kimisi sadece guzel gosuksun diye... Allahtan sorf sezonu basliyor da su "alisveris" hastaligimiz sona ermek zorunda kalacak. Onumuzdeki 7 ay, sadece ucak biletlerine para harcamayi planliyoruz (yeni ayakkabi veya yeni kiyafet yerine)... Sizce becerebilecek miyiz? Bakalim...
Cesaret mi yuzsuzluk mu?
Oglen yemeginde basima komik bir olay geldi...
Sirketten yakin arkadasim olan Jon ve onun esi ve 5 yasindaki ogluyla oglen yemegine ciktim. Plan, onlarla Ferry Building'e yurumek sonra onlari ailece yalniz birakip yiyecek birsey alip ise geri gelmekti. Nitekim planin ilk basi son derece iyi bir sekilde uygulandi. Ferry Building'e vardigimiz zaman ben onlardan ayrildim, kendime guzel bir et ve patates yemegi aldim ve cikisa yoneldim. Tam cikis kapisina varmisken kahveciden gelen kokuya dayanamayip hazir oradayken bir de kahve aldim. Sonra da kahveciden cikarken kitapciya gozum takildi... Yani bizim cikis kapisi yine ikinci plana itildi. Neyse kitapcida biraz dolanip birsey bulamadiktan sonra tam cikisa yoneldigimde kartpostallari gordum. Ben kartpostal gorecegim de orada en az bir 10 dakika gecirmeyecek miyim?! Hem zaten aklimda sevgili arkadasim Anthony'e kart gondermek de varken...
Neyse elimde torbalanmis oglen yemegi ve mis gibi kokan kahvemle kartpostallara teker teker bakmaya basladim. Aradan bir bes dakika ancak gecmisken arkamda bir ses duydum (ingilizce tabii) - 'Neredensin?'. Once hic onemsemedim, benimle konusacak hali yok ya... Sonra soru tekrarlandi. Arkami dondum. 30-35 yaslarinda bir adam -hafif de Turk'e benziyor. Zannettim ki beni taniyan biri. Soyle adama garip bir bakis attip, 'Turk'um' dedim ve kartlara geri dondum. Yeni bir soru geldi bu sefer - 'San Francisco'yu sevdin mi?'. Gayri ihtiyari 'evet' dedim ve 11 senedir burada yasadigimi soyledim. 'Ha yani buralisin' dedi. Bu sefer adama donup 'niye soruyosun' dedim. Herhalde yuzumdeki bakis adami korkutmus olacak once bir adim geri cekildi sonra da 'oylesine' diye cevap verdi. Ben YINE arkami dondum... Adami yeterince korkurtmamis olacagim ki, devam etti - 'Ben gemi kaptaniyim, sen ne is yapiyorsun' diye yeni sorusunu sordu. Sonra da tabii ki adimi sordu.
Kisa cevaplar, ya da cevapsiz arkami donmeler, bizim kaptani yildirmadi. Son cumlesi soyle oldu, 'Bak su Sahil Guvenlik gemisi var ya, o gemi sudaki samandiralari toplamak icin.' Adama yine bir bakis atip, 'kocam ve ben sorfcuyuz dolyisiyla bu Sahil Guvenligi hem goruyoruz hem de cok yakin arkadaslarimiz var Sahil Guvenlikte calisan.' diye cevap verdim. "Kocam" kelimesinden sonra adamin ne kadar hizli yok olmasi inanilmazdi.
Simdi diyeceksiniz, neden sohbeti bu kadar surdurdun. O kadar hazirliksizdim ki boyle bir kisiye ve aklim o kadar baska seylerle mesguldu ki, acimasiz tavirlar veya cumleler aklima gelmedi bile. Sonuc olarak adama cesur mu demeli, yusuz mu? Siz karar verin.... :)
Sirketten yakin arkadasim olan Jon ve onun esi ve 5 yasindaki ogluyla oglen yemegine ciktim. Plan, onlarla Ferry Building'e yurumek sonra onlari ailece yalniz birakip yiyecek birsey alip ise geri gelmekti. Nitekim planin ilk basi son derece iyi bir sekilde uygulandi. Ferry Building'e vardigimiz zaman ben onlardan ayrildim, kendime guzel bir et ve patates yemegi aldim ve cikisa yoneldim. Tam cikis kapisina varmisken kahveciden gelen kokuya dayanamayip hazir oradayken bir de kahve aldim. Sonra da kahveciden cikarken kitapciya gozum takildi... Yani bizim cikis kapisi yine ikinci plana itildi. Neyse kitapcida biraz dolanip birsey bulamadiktan sonra tam cikisa yoneldigimde kartpostallari gordum. Ben kartpostal gorecegim de orada en az bir 10 dakika gecirmeyecek miyim?! Hem zaten aklimda sevgili arkadasim Anthony'e kart gondermek de varken...
Neyse elimde torbalanmis oglen yemegi ve mis gibi kokan kahvemle kartpostallara teker teker bakmaya basladim. Aradan bir bes dakika ancak gecmisken arkamda bir ses duydum (ingilizce tabii) - 'Neredensin?'. Once hic onemsemedim, benimle konusacak hali yok ya... Sonra soru tekrarlandi. Arkami dondum. 30-35 yaslarinda bir adam -hafif de Turk'e benziyor. Zannettim ki beni taniyan biri. Soyle adama garip bir bakis attip, 'Turk'um' dedim ve kartlara geri dondum. Yeni bir soru geldi bu sefer - 'San Francisco'yu sevdin mi?'. Gayri ihtiyari 'evet' dedim ve 11 senedir burada yasadigimi soyledim. 'Ha yani buralisin' dedi. Bu sefer adama donup 'niye soruyosun' dedim. Herhalde yuzumdeki bakis adami korkutmus olacak once bir adim geri cekildi sonra da 'oylesine' diye cevap verdi. Ben YINE arkami dondum... Adami yeterince korkurtmamis olacagim ki, devam etti - 'Ben gemi kaptaniyim, sen ne is yapiyorsun' diye yeni sorusunu sordu. Sonra da tabii ki adimi sordu.
Kisa cevaplar, ya da cevapsiz arkami donmeler, bizim kaptani yildirmadi. Son cumlesi soyle oldu, 'Bak su Sahil Guvenlik gemisi var ya, o gemi sudaki samandiralari toplamak icin.' Adama yine bir bakis atip, 'kocam ve ben sorfcuyuz dolyisiyla bu Sahil Guvenligi hem goruyoruz hem de cok yakin arkadaslarimiz var Sahil Guvenlikte calisan.' diye cevap verdim. "Kocam" kelimesinden sonra adamin ne kadar hizli yok olmasi inanilmazdi.
Simdi diyeceksiniz, neden sohbeti bu kadar surdurdun. O kadar hazirliksizdim ki boyle bir kisiye ve aklim o kadar baska seylerle mesguldu ki, acimasiz tavirlar veya cumleler aklima gelmedi bile. Sonuc olarak adama cesur mu demeli, yusuz mu? Siz karar verin.... :)
Wednesday, March 23, 2011
Yilin Gonullusu!
Gunum cok guzel bir telefon mesajiyla basladi... Her zamanki gibi telefonumu duymamisim. Dolayisiyla da yaklasik 9:30 gibi telefonumda Ross'dan bir mesaj oldugunu gordum. Ross, benim gym'de kordinator olarak yardim ettigim kisi. Genelde beni bir sorun oldugunda arardi ama artik kordinator olmadigim icin neden beni saat 8:30'da aradigini merak edip mesajini dinledim. Iyi ki de dinlemisim. Oyle gozukuyor ki, hem Ross hem de Ross'in patronu beni "YMCA Yilin Gonullu Calisani" pozisyonu icin aday belirlemisler ve sonunda herkesin karariyla secilmisim. Eminim ki oyle ozel bir odul falan almayacagim ama koca resmim 1 sene boyunca YMCA'in duvarinda asili olacak. :) Hic de fena degil, dimi?
Bu arada, bir yandan derslerim hala revasta. Gecen haftaki dersimde 45 kisi vardi - rekorum oldu. Cogunlugunun da sporcu erkeklerden olusmasi da epey iyi cunku o insanlari "group exercise"a yoneltmek genelde son derece zor. Ister istemez kendi capimda mutlu oluyorum iste. :)
Haftasonu katildigim konferans bana daha da fikirler verdi. Bakalim... Bir gun biraz daha zamanim olursa bazi fikirlerim yok degil. Bu arada konferansda kime bu isi gonullu olarak yaptigimi soylediysem hepsinin ilk reaksiyonu "Ama neden????" oldu. Ben de, "benimkiler de ayni seyi sorup duruyorlar" dedim. :)
Her gecen gun su egitmenlik isi daha da cok hosuma gidiyor. Insanlara bir sekilde yardimci olabilme ve fiziksel olarak o yardimin sonuclarini gorebilme... Doktor olmadan bir nevi doktor olma... Bu arada benden program isteyenlere de programlarim hazir. Emaillerinizi kontrol etmeyi unutmayin, cok yakinda bende cok detayli bir plan alacaksiniz (sadece program isteyenler tabii).
Simdi daha az hosuma giden isime geri donuyorum ve rakamlarin icinde kaybolmaya devam edecegim....
Bu arada, bir yandan derslerim hala revasta. Gecen haftaki dersimde 45 kisi vardi - rekorum oldu. Cogunlugunun da sporcu erkeklerden olusmasi da epey iyi cunku o insanlari "group exercise"a yoneltmek genelde son derece zor. Ister istemez kendi capimda mutlu oluyorum iste. :)
Haftasonu katildigim konferans bana daha da fikirler verdi. Bakalim... Bir gun biraz daha zamanim olursa bazi fikirlerim yok degil. Bu arada konferansda kime bu isi gonullu olarak yaptigimi soylediysem hepsinin ilk reaksiyonu "Ama neden????" oldu. Ben de, "benimkiler de ayni seyi sorup duruyorlar" dedim. :)
Her gecen gun su egitmenlik isi daha da cok hosuma gidiyor. Insanlara bir sekilde yardimci olabilme ve fiziksel olarak o yardimin sonuclarini gorebilme... Doktor olmadan bir nevi doktor olma... Bu arada benden program isteyenlere de programlarim hazir. Emaillerinizi kontrol etmeyi unutmayin, cok yakinda bende cok detayli bir plan alacaksiniz (sadece program isteyenler tabii).
Simdi daha az hosuma giden isime geri donuyorum ve rakamlarin icinde kaybolmaya devam edecegim....
Tuesday, March 22, 2011
Günler Gecmis
Hayallah, arayı çok acmisim son yazisimdan bu yana. Onun için de bugün en az iki kere yazmayı planlıyorum. Bakalım becerebilecek miyim. :)
Las Vegas -
Kendi çapında bambaşka bir dünya. Çölün ortasında bir metropol ve uyku nedir bilmiyor. Havaalanı kendince bir casino ve insandan geçilmiyor. Geleni de bol gideni de. Neden mı birden bire Las Vegas hakkında yazmaya başladım, çünkü Cumartesi aksamı yolum bu çöl sehrine düştü. Yaklaşık bir ay kadar önce ilgimi çeken bir konferans buldum - Personal Trainers Conference. Konferans toplam 2 günluktu ama ben bir gunüne katılmaya karar verdim. Böylelikle isten gün almadan Cumartesi gidip Pazartesi dondüm ve o bir günde epey birsey de öğrendim diyebilirim.
San Francisco'daki fırtına yüzünden uçak bir saat rotarli kalktı. Bütün uçuşumuz ise harika bir dolunay eşliğinde oldu, sarsintisiz ve son derece sakin. Koridorun diğer ucunda oturan geç kız çok belli ki bartender olmak için Vegas'a uçuyordu. Elinde bir sürü kart hangi içkinin nelerin karışımından yapıldığını ezberlemeye çalışıyordu. Capraz onumde oturan kisi once gec kizin kafasina bir dolu sise su dusurdu (fazla bir hasar olmadi), sonra bir turlu cantasindan ne alacagina karar veremedi ve en sonunda hosteslerle sohbetin en iyi zaman oldurme yolu oldugunu kesfetti (bu kisiye ben bir gun sonra konferansta rastladim). Ben ise neredeyse ucagin kalkisindan kapiya varisina kadar elime uhulanmis kitabimi okudum. Neredeyse butun ucakta bir tek benim okuma isigim acikti. :)
Beni havaalaninda Surbhi (gym'de derslerime gelen sonra da is yuzunden Vegas'a tasinmis olan bir arkadasim) karsiladi. Onun evine varisimiz 10'u buldu. Sohbet, dedikodu derken yatmamiz ise 1'i buldu. Sonuc olarak gectigimiz haftasonu gunde otalama 5 saat uyumus oldum. Artik insallah bu hafta ve haftasonu uyuyamadigim saatleri bir sekilde telafi edebilirim. :)
Konferans hikayelerim gunun ilerleyen saatlerinde sizlerle olacak... Simdi biraz is yapma vakti!
Las Vegas -
Kendi çapında bambaşka bir dünya. Çölün ortasında bir metropol ve uyku nedir bilmiyor. Havaalanı kendince bir casino ve insandan geçilmiyor. Geleni de bol gideni de. Neden mı birden bire Las Vegas hakkında yazmaya başladım, çünkü Cumartesi aksamı yolum bu çöl sehrine düştü. Yaklaşık bir ay kadar önce ilgimi çeken bir konferans buldum - Personal Trainers Conference. Konferans toplam 2 günluktu ama ben bir gunüne katılmaya karar verdim. Böylelikle isten gün almadan Cumartesi gidip Pazartesi dondüm ve o bir günde epey birsey de öğrendim diyebilirim.
San Francisco'daki fırtına yüzünden uçak bir saat rotarli kalktı. Bütün uçuşumuz ise harika bir dolunay eşliğinde oldu, sarsintisiz ve son derece sakin. Koridorun diğer ucunda oturan geç kız çok belli ki bartender olmak için Vegas'a uçuyordu. Elinde bir sürü kart hangi içkinin nelerin karışımından yapıldığını ezberlemeye çalışıyordu. Capraz onumde oturan kisi once gec kizin kafasina bir dolu sise su dusurdu (fazla bir hasar olmadi), sonra bir turlu cantasindan ne alacagina karar veremedi ve en sonunda hosteslerle sohbetin en iyi zaman oldurme yolu oldugunu kesfetti (bu kisiye ben bir gun sonra konferansta rastladim). Ben ise neredeyse ucagin kalkisindan kapiya varisina kadar elime uhulanmis kitabimi okudum. Neredeyse butun ucakta bir tek benim okuma isigim acikti. :)
Beni havaalaninda Surbhi (gym'de derslerime gelen sonra da is yuzunden Vegas'a tasinmis olan bir arkadasim) karsiladi. Onun evine varisimiz 10'u buldu. Sohbet, dedikodu derken yatmamiz ise 1'i buldu. Sonuc olarak gectigimiz haftasonu gunde otalama 5 saat uyumus oldum. Artik insallah bu hafta ve haftasonu uyuyamadigim saatleri bir sekilde telafi edebilirim. :)
Konferans hikayelerim gunun ilerleyen saatlerinde sizlerle olacak... Simdi biraz is yapma vakti!
Wednesday, March 16, 2011
Aksam Yemeği Sonrası
İste bir tane daha ayna resmi! Şimdi aksam yemeğinden donduk. Çok güzel ve dolu dolu bir yemekti. İkimizde patlamak uzereyiz. En azından yatmadan önce bir kaç saatimiz var.
Derek koltuğa ben de bilgisayar basına. Bu arada askımın gözleri dolu dolu oldu Turkiye'den gelen sesli mesajı dinlediğinden. Hepinize sevgilerini gönderiyor.
Derek koltuğa ben de bilgisayar basına. Bu arada askımın gözleri dolu dolu oldu Turkiye'den gelen sesli mesajı dinlediğinden. Hepinize sevgilerini gönderiyor.
Askımın Dogumgunu Bugün!
Bugün günümüze daha bir geç ve rahat başladık. Normal rutinimiz: Saat 6'da alarmımız çalar. Derek yataktan 6:20 gibi kalkar ve mutfağa yönelir. Ben de pesinden... O bacon ve oatmeal'la uğraşırken ben kahve ve ballı sularımızı hazırlarım. 10-15 dakika sonra kahvaltımız hazır olur. Acelesiz kahvaltımızı etmeye çalışırken bir yandan günümüzün kaba taslak planını yaparız. En geç 6:50 gibi sofradan kalkıp bir sürat hazirlanip saat 7:05'de evden çıkmış oluruz.
Bugüne ise söyle başladık: Saat 6'da alarm çaldı. Ben duymadım bile. Saat 6:30'da radyo başladı. Derek'e dogumgunu şarkısını söyledim ve sonra mutfağa yöneldim. Kahvaltı 7:30'a doğru hazır oldu. Askımı yataktan çıkartıp mutfağa getirdim. Gün boyunca karşılaşacağı kartlarının ilki eşliğinde biraz tatlıya kaçmış olan oatmeal'ini ve biraz fazla kızarmış olan bacon'ini sundum. :) güzel bir kahvaltıdan sonra o koltukta dinlenmeye ben de giyinmeye gittim. 8:10'da evden çıktığımda o hazırlanmaya başlamıştı bile.
Ben hala otobüste ise gitmekteyim (saat 8:45). Yine de öğlene çıkmayı planlıyorum ki askimla bir yarım gün daha fazla geçirebilelim. Bu otobüs maceralarını da bir sonraki güne bırakacağım artık.
Gunün gelişen olaylariyla birlikte olmak üzere. :)
Bugüne ise söyle başladık: Saat 6'da alarm çaldı. Ben duymadım bile. Saat 6:30'da radyo başladı. Derek'e dogumgunu şarkısını söyledim ve sonra mutfağa yöneldim. Kahvaltı 7:30'a doğru hazır oldu. Askımı yataktan çıkartıp mutfağa getirdim. Gün boyunca karşılaşacağı kartlarının ilki eşliğinde biraz tatlıya kaçmış olan oatmeal'ini ve biraz fazla kızarmış olan bacon'ini sundum. :) güzel bir kahvaltıdan sonra o koltukta dinlenmeye ben de giyinmeye gittim. 8:10'da evden çıktığımda o hazırlanmaya başlamıştı bile.
Ben hala otobüste ise gitmekteyim (saat 8:45). Yine de öğlene çıkmayı planlıyorum ki askimla bir yarım gün daha fazla geçirebilelim. Bu otobüs maceralarını da bir sonraki güne bırakacağım artık.
Gunün gelişen olaylariyla birlikte olmak üzere. :)
Tuesday, March 15, 2011
Bugün ne giysem?
Bu gune erken başladık. Derek isi yüzünden evden 5:45 de çıktı. Ben de onun ardından önce bana hazırlayıp bıraktığı kahvaltımı ettim sonra mutfağı toparladım (ne de olsa daha vaktim var diye) ve ardindan günlük "ne giysem" sorusuna yanıt bulmak için soyunma odama yöneldim. Aslında kafamda ne giymek istediğime az çok karar vermiştim: yağmurlu olacağı için çizme ve tayt, taytin üzerinde güzel olacağı için uzun beyaz gömlek (bizim kuvvetli kurutma makinemize Derek'e ait olarak girip, makineden Nesrin'e ait olarak cikan bir gomlek) ve soğuk olursa diye üzerine yeni aldığım gri hırka.
İyi hoş, hersey hazır! Yine de giyinmek için harcadığım süre 15-20 dakikayı buldu. Neden mı? Çünkü, öncelikle hırkayı gömleğin üzerine giymek tahmin ettigim gibi biraz zor oldu. Eeee gömleğin kolları uzun ve bol, hirkaninki de uzun ama dar. Sonunda hırkayı otutturdum ama sonra kolların duruşu hoşuma gitmedi. Dolayısıyla nasıl sivamam gerektiğini anlamaya çalıştım. Az mı sivasam, daha uzunca mı bıraksam? Ve yaklaşık 20 dakika sonunda hazır oldum.
Neyse sectigim otobus rotasinin surati sayesiyde yine de ise herzamanki saatimde geldim. Isin komik kisa hirka ve gomlekle o kadar ugrastiktan sonra su sirada terlememek icin soguk su iciyorum! Cunku biliyorum ki hirkayi bir defa cikartirsam bir daha giymeyecegim ama bir yandan da cikartmaya cok hazirim... Eee ne yapalim, her zaman en dogru kiyafete karar veremem ya!
İyi hoş, hersey hazır! Yine de giyinmek için harcadığım süre 15-20 dakikayı buldu. Neden mı? Çünkü, öncelikle hırkayı gömleğin üzerine giymek tahmin ettigim gibi biraz zor oldu. Eeee gömleğin kolları uzun ve bol, hirkaninki de uzun ama dar. Sonunda hırkayı otutturdum ama sonra kolların duruşu hoşuma gitmedi. Dolayısıyla nasıl sivamam gerektiğini anlamaya çalıştım. Az mı sivasam, daha uzunca mı bıraksam? Ve yaklaşık 20 dakika sonunda hazır oldum.
Neyse sectigim otobus rotasinin surati sayesiyde yine de ise herzamanki saatimde geldim. Isin komik kisa hirka ve gomlekle o kadar ugrastiktan sonra su sirada terlememek icin soguk su iciyorum! Cunku biliyorum ki hirkayi bir defa cikartirsam bir daha giymeyecegim ama bir yandan da cikartmaya cok hazirim... Eee ne yapalim, her zaman en dogru kiyafete karar veremem ya!
Monday, March 14, 2011
Ucmaya Haziriz!
Her Sports Basement'a gidisimiz de su el bagajlarinin onunde saatler geciriyoruz. O kadar cesit var ki insanin alasi geliyor. Her seferinde de ihtiyacim yok diyip dolasmaya devam ediyorum. Ama bu sefer, buldugum bu cantayi bir turlu birakamadim.
Isin daha da heyecanli tarafi Derek'de de aynisinin siyahi var. Yani artik bir ornek seyahat edecegiz. Zaten benim kirmizi Swiss Army yavas yavas emekli olma yolunda oldugunu, bir turlu cekili durmayan sapi ve bir tarafi kirilmis fermuariyla gostermeye calisiyordu. Simdilik onu kucuk bir valiz olarak kullanmayi planliyoruz. Bu arada, unutmadan, bu cantanin icin fermuarlari kadar turuncu! :) Benim icin ozel uretilmis bir cekcek.
Simdi tek yapmamiz gereken sey, seyatimizi ayarlamak. Bir sekildi Haziran'in ilk iki haftasinda biri olacak gibi gozukuyor. 10 gunlugune bile olsa harika bir tatilin bizi bekledigine eminiz...
** ** ** ** ** ** ENGLISH ** ** ** ** ** **
Each and every time when we go to Sports Basement we spent at least half an hour in front of luggages and carry-ons, as if we need any. They have such nice colors and options it is really hard to walk away from them. Well, this weekend, I finally talked myself into getting a new one for myself because I found one that I couldn't let go.
The most exciting part of it all is that now Derek and I will be matching when we travel since he has the black one already. My poor red Swiss Army one has been trying to show me that it is ready to retire: not properly locking handle, broken zipper, disintegrating plastic... From now on, it will serve us as a small luggage.
Oh and... one other thing about my new carry-on: the inside is as orange as the zippers. :) This bad was produced to be mine.
Now all we need to do is to arrange our trip. No matter what it seems like we will be in Turkey at the beginning of June. I am sure that a wonderful trip is waiting for us even though it will only be for 10 days...
Sunday, March 13, 2011
Cumartesi Gunumuz
Sabahimiza cok lezzetli bir kahvaltiyla basladik: Tarcinli ve balli oatmeal, bacon, elma, kahve ve Derek icin suzme peynir.... mmmmmm. Bunu yazarken bile agzimin suyu akiyor.
Kahvaltidan sonra uzun zamandir yapmayi dusundugum bir tatli denemek istedim. Bilin bakalim bu tatli ne idi. Kek? Degil... Irmik helvasi? Degil... Asure? keske ama ben de ne sabir ne de zaman var!
Badem Ezmesi... Seker yerine balli... Ve sonuc: H-A-R-I-K-A! Derek bile cok begendi. Toplam hazirlama suresi: 30 dakika. Gerekenler: Kabugu soyulmus badem, su ve bal. Ve iste resim:
Tabii ki Bebek Badem Ezmecisi kadar lezzetli olmadi ama en azindan icin ne oldugunu bildigimiz ve ara ogunlerden rahatlikla yiyebilecegim guzel bir tatli oluverdi. Hem boylelikle, buz dolabinda herkesden sakladigim badem ezmesi kutulari artik is arkadaslarimla paylasillabilir - hala bozulmadilarsa tabii. :)
Tatlimizi da yedikten sonra (tabii ki hepsini bitirmedik), gunumuze kiyafet alisverisiyle devam ettik. Derek'in yaklasmakta olan dogumgunu icin ufak bir hazirlik oldu. :)
Aksama canimiz cikmis bir sekilde eve donerken once Mollie Stones'a ugradik. Menumuz: Filet Mignon, patates, biber ve kirmizi sarapti. Ve iste bir resim daha:
Karnimiz tok cuzdanimiz bos ve yuzumuzde kocaman bir gulumsemeyle gunumuzu bitiriyoruz... Iyi uykular!
Kahvaltidan sonra uzun zamandir yapmayi dusundugum bir tatli denemek istedim. Bilin bakalim bu tatli ne idi. Kek? Degil... Irmik helvasi? Degil... Asure? keske ama ben de ne sabir ne de zaman var!
Badem Ezmesi... Seker yerine balli... Ve sonuc: H-A-R-I-K-A! Derek bile cok begendi. Toplam hazirlama suresi: 30 dakika. Gerekenler: Kabugu soyulmus badem, su ve bal. Ve iste resim:
Tabii ki Bebek Badem Ezmecisi kadar lezzetli olmadi ama en azindan icin ne oldugunu bildigimiz ve ara ogunlerden rahatlikla yiyebilecegim guzel bir tatli oluverdi. Hem boylelikle, buz dolabinda herkesden sakladigim badem ezmesi kutulari artik is arkadaslarimla paylasillabilir - hala bozulmadilarsa tabii. :)
Tatlimizi da yedikten sonra (tabii ki hepsini bitirmedik), gunumuze kiyafet alisverisiyle devam ettik. Derek'in yaklasmakta olan dogumgunu icin ufak bir hazirlik oldu. :)
Aksama canimiz cikmis bir sekilde eve donerken once Mollie Stones'a ugradik. Menumuz: Filet Mignon, patates, biber ve kirmizi sarapti. Ve iste bir resim daha:
Karnimiz tok cuzdanimiz bos ve yuzumuzde kocaman bir gulumsemeyle gunumuzu bitiriyoruz... Iyi uykular!
Subscribe to:
Posts (Atom)

