Thursday, June 30, 2011

Gunes Geri Geldi!

Sanki iki gun once yagmur yagmamis gibi... 
Biraz yavas da olsa yaz tekrar geldi San Francisco'ya...  Bulutlarin dagilmasi biraz zaman aldi ve tabii ki bizi fazla yalniz birakmayan sisimiz sehrin icinden yavas yavas sahile dogru cekildi.  Iste dun aksam ustu mavi gokyuzu bize kendini gosterdi:


Bu sabah ise bambaska bir manzara bana "gunaydin" dedi:
Oyle gozukuyor ki harika bir haftasonu bizi bekliyor olacak.  Biraz da ruzgar olunca tam ruya gibi olur! :)

Bu arada, dun eski arabamizin yeni sahibi ile tanistik.  Istedigimiz fiyatin biraz altinda arabamizi satmis olacagiz ama en azindan yine de "dealer"in bize sundugu fiyatin %50 uzerinde bir fiyat olacak.  Ustune ustluk arabayi teslim etmek icin sehrin 1.5 saat kuzeyine gitmemiz gerecek.  Boylelikle yarin sabahimiz biraz macerali olacak ama sonuc olarak "arabayi ne zaman ve nasil satacagiz" SIKINTISINI uzerimizden atmis olacagiz.  Tabii park etme derdi de ayrica kaybolup gidecek.  

Tek arabali bir haftasonunu iple cekiyoruz... Hem de 3-gunluk bir haftasonunu (4th of July)...


Tuesday, June 28, 2011

Yaz mi kis mi?

Ne dersiniz?  San Francisco'da yaz mi yoksa kis mi?  Hani genelde bizim buralarin yazi sizinkisi kadar gunesli ve sicak degil ama yine de yagmur hic olmazdi!  Simdi ise benim ofisten goruntu aynen boyle.  Canim kahve almak istiyor ama boyle bir havada disariya cikasim gelmiyor bile.


Sizin orada havalar nasil?  Yagmurlar durmustur insallah.  Daha dun bizim buralarda gunes var ve mavi gokyuzu gozukuyordu.  Hatta is cikisi sorfe bile gittik.  Gerci, biz sorf yaparken bir yandan da sisin butun kopruyu kucaklayisina tanik olduk.  Sudan ciktigimiz zaman, ne gunes ne de kopru gorunurlerdeydi...  Saat 7'de evimize dogru giderken, gunesin batmis olduguna emindik - bu aralar gunesin batis saati 8:30!

Sanmayin ki sikayet ediyorum... :) Bu sehri yine de cok hem de cok seviyoruz.  Sadece bu tip havalar beni hep sasirtiyor.  Bu sehirde kesinlike yazlik-kislik kavrami yok...  Bugun neredeyse cizme giyecektim, yarin ise herhalde yine sandaletlik bir hava olur. Bir oyle, bir boyle....

Bol gunesli gunler dilegiyle...

Monday, June 27, 2011

Ne Cabuk Gecti!

Simdiden geri geldigimize inanamiyorum!  Ne kadar da hizli gecti su parmakla sayilacak kadar kisa tatilimiz.  Sanki bir ruyaydi ve uyanmamizla hayatimiz biraktigimiz noktadan devam etmeye basladi.  


32 saatlik pazar gunumuz soyle gecti:


Bildiginiz uzere, sabah uykulu gozlerle Istanbul'daki yatagimizdan kalktik.  Ilk is bir dusa girip kendimize gelmekti.  Sabah kahvaltisinin nefis kokulari icinde dusumuzu aldik...  O kokular sayesinde benim dusum normalinden cok daha hizli oldu, ayaklarim beni biran once asagidaki sofraya indirmek istedigi icin.  Soframiz, her zamanki gibi donatilmisti, hizli bir kahvalti olacagi bilinse bile.  Hele bir de hellim peyniri yokmuydu!  mmmmm.....  Burada kesin o peyniri bulmaya calisacagiz.


Yemek cantamizi da hazirladiktan sonra evden cikis vakti coktan gelmis ve gecmis idi.  Zaten ne zaman "haydi evden su saatte kesin cikalim" deyip o saati tutturdugumuz oldu, degil mi?  Hemen yine de havaalanina zamaninda vardik.  Oyle degil mi?  Bu arada, annecim, iyi ki erikleri azaltmisiz.  Ucakta onlari bitirmeye calisacagim diye epey ugrastim ve yine de beceremedim.  Allahtan ekstra bir kontrolden gecmedigimiz icin cantamda kalan son 10 erik simdi buzdolabimizda. :)


Neyse, gelgelelim ucusumuza...  Pasaport kontrolden gecer gecmez kapimiza yoneldik, cunku tablolarda "boarding" yaziyordu.  Yoksa babam ve Kerim'le daha fazla zaman gecirmeyi bekliyorduk ama onlarin da hafif acelesi vardi.  Yaklasik 10 ayri kontrolden gectikten sonra bos olan salonumuza ulastik.  Bizi neden bu kadar onceden cagirdiklarini sordugumuzda da, "eee cok fazla guvenlik kontrolu var onun icin" diye yanit aldik...  Tabii bu arada kontrollerden birinde, ben detektorden gecince, guvenlik gorevlisi beni yanindanki bayan guvenlik gorevlisine gonderip sonra da ona "kas yapmis belli" diye bir yorumda da bulundu.  Ben de donup "merhaba, ben Turkum" dedim.  Adam hemen toparlanip "size demedim" dedi.  Ben halbuki ona "bana birsey mi dedin?" diye sormamistim ki. :) 


Neyse, ucusumuz son derece rahat ama uzun gecti.  Uyumamak icin yaklasik 6-7 filim seyrettik.  Tam gelisimiz de oldugu gibi hostesler cok hos giyimli ama bir o kadar da suratsizlardi.  Yemek aralarinda mutfaga gidip su istedigim zamanlar hosteslere en buyuk iskenceyi yapiyormusum gibi hissettim.  Anlayacaginiz biraz terbiyesizce...  Ustune ustluk, ucusun basinda, hosteslerden biri bizim onumuzdeki koltugun perdesini indirmek icin benim ustumden gecmeyi kendine hak bile bildi - ben koridor kenarinda oturuyordum yani kadincagizin o pencereye ulasabilmesi icin hem iki koltugun ustunden atlamasi hem de benim ayaklarima basip Derek'in kucagindan atlamasi gerekiyordu!!!  


6-7 film, uc ogun yemek, 0 saat uykudan sonra planlanan inis saatinden neredeyse 1 saat ERKEN LA'ye vardik (2:30pm).  Pasaport kontrolde de 1.5 saat gecirdikten sonra ilk kez green card'imla  ve "secondary" kontrolune gonderilmeden kendimizi valizlerin onunde bulduk.  Valizlerimiz yine sonuncu cikti.  Butun bu bekleme icersinde en memnun oldugum sey bizim SF biletlerini saat 6:50pm ucusuna almis oldugumdu.  Hani ne olur ne olmaz.  Tabii o ucus da hafif rotarli kalkti ama neyse.


Sonuc olarak saat 9:19pm'de evimizde ve yatagimizdaydik! Anlik esen siddetli bir ruzgar gibi gecip giden tatilimiz bizi biraktigimiz noktaya, saat 6:30'daki kahvalti masamiza, geri getirdi...


Bu seyahatin bir onemli ozeti ise: Artik LA'den Istanbul'a direk ucus var ve kesinlikle herkese tavsiye edilir... Iki yonu de test edildi ve onaylandi!


Sizleri cok seviyoruz ve simdiden cok ozluyoruz....

Tuesday, June 7, 2011

06.06.11

Sadece 8 saat birbirimizden ayri kaldiktan sonra her zamanki mekanimiz olan YMCA'de yine bulustuk... Bu sefer Yoga Studio'sunda...  Butun kaslarimizi sakinlestirdik, yumusattik, uzattik ve sonra aklimiz dinlenmis, vucudumuz rahatlamis bir sekilde ele ele YMCA'den ciktik...


Yuruyus mesafesindeki arabaMIZa esyalarimizi birakip aksam yemegine yoneldik.  RN74 -- sectigimiz restoranimizdi.  Bizi guler yuzle karsilayip, ilk is evlilik yildonumumuzu kutladilar.  Sonra da bizi masamiza yoneltiler.  Ilk once kopuklu soguk rose sarabimiz geldi - restoranin hediyesi...  Yavas yavas rose'mizi yudumlarken ikimiz de ayni anda "peynir tabagi" iyi olur diye dusunduk. Garsonumuz bize o konuda hemen yardimci oldu: Pecorino S'atra, yaninda eksi elma dilimleri, ceviz ezmesi, kiraz ve cranberry... Rose'miz esliginde inanilmazdi.  Sira on yemek ve ana yemek secimine geldi.  Boylelikle sarap karari daha kolay olur diye dusunduk.  Ben balik, Derek de et sectigi icin saraplarimiz birbirinden son derece farkliydi.  Benim sarabim Santa Barbara bolgesinden bir Chardonnay idi... Ben geneldi Chardonnay sevmem diye, once bana tadimlik bir bardak sunuldu...  Ilk yudum aynen soyle hissetti: Ormanin icinde, ahsap bir kabine adip atip yanan sominenin onunde, mutfakta pisen yemegi beklerken yudumlanan bir sarap...  Sarap'daki "oak" tadi o kadar belirgindi ki bana aynen o sicaklik ve eski hissini verdi...  Ve kesinlikle normalde ictigimiz Chardonnay'ler gibi agir ve girtlagi yakan bir etkisi olmadi.  Derek is Nebbiola secti.    


Saraplarimiz geldikten sonra on yemegimiz sunuldu: Hawaian Albacore Crudo - ince kesilmis cig tuna baligi dilimleri, mandalina puresi ile suslenmis ve "pinenut" esliginde...


Ve tabii sonunda da asil yemekler:
Derek - BEEF  “BOURGUIGN ON AUX  MÖELLE”
Nes - "HERB ROASTED ALASKAN HALIBUT" 


Herseyin tadi o kadar guzeldi ki tabagimizda tek bir parca yemek kalmadi ve yine de patlayacak kadar tok degildik.  Hala ikimizin de karninda tatliya yer vardi!  Eee boyle bir lokantaya gelip tatli yemeden gitmek olmaz.  Ben badem ezmeli, Derek de fistikli bir tatli sectik...  Kelimelerle anlatmasi zor olacak kadar lezzetli ve tadina varilir bir tecrubeydi.  Tatlilarimizi Cappucino esliginde yedikten sonra garsonumuz ufak bir tabak daha getirdi.  Bu tabak tadimlik 4 tatliyla doluydu.  Garsonumuz ne sevip ne sevmedimigizi anladigi icin tatli secimi de ona goreydi tabii. :)  Tabii isimiz bittiginde, garsonumuz bizden yuklu bir bahsis hak etmisti...


Butun yemek boyunca kocamla yanyana, birbirimiz gozlerine bakarak, cesitli kartlar degis tokus ederek oturduk.  Askimizin yeni bir sembolunu bile bulduk - Heart to the power of infinity :)  


Sizlere butun telefonlariniz ve mesajlariniz icin tesekkur ederiz...  3 gune daha detayli hikayelerimizi kisisel olarak paylasmak uzere!!!!!



Friday, June 3, 2011

My Windsurfing Article!

Bilmem hatirliyor musun, gecen senenin sonuna dogru sorfle ilgili bir web sayfasinda sorfculere ozel kondisyon hareketleri anlattigim bir yazim yayinlanmisti.


http://www.flowindsurfing.com/node/543

Bir kac dakika once o sayfanin kurucusu olan kizdan bir email aldim.  Ben kiza bir seri yazi icin soz vermistim ama kiz birsey sormayinca arada kaynayip gittigini dusunmustum.  Tabii bir yandan o soz verdigim serinin devami uzerinde dusunmeyi ihmal etmedim.  Simdi kizdan da emaili gorunce iyi bir zamanla olacagina karar verdim...  Kizin emaili tahminimin biraz daha otesinde cikti... Oyle gozukuyor ki benim yazim sayfanin en populer yazisi olmus gectigimiz bir sene icinde. :)  Nasil?  Yeni bir kariyer mi var onumde acaba?


http://www.flowindsurfing.com/node/1019

San Francisco'nun su siradaki ic kapatan yagmurlu havasinda, gozlerim bilgisayar ekraninin onunde hafif hafif kapanirken, dakikalarin gecip de saatin 5 olmasini umid ederken, haftasonu hayalleri kurarken, boyle bir email tam ilac gibi geldi!


Once bu haftasonun en azindan bir saatinin yagmursuz gececegini umid edip sonra da ikinci yazimi yazmaya koyulacagim...  Bakalim o da bu kadar ilgi gorecek mi?!


(Ama tabii herseyden once is basi yapip su Cuma gununu bitirmek lazim - 1 saat daha yag sabir!)