Saturday, April 30, 2011

From One Paradise to Another!

Bir cennetten ciktik bambaska bir cennete geldik... Ikisinin de kendine gore guzellikleri olan tamamen birbirinden farkli cennetler bunlar. 


Su sirada La Jolla denilen ufak bir sehirdeyiz, San Diego'nun biraz kuzeyinde (LA'yin epey guneyinde).  Derek'in bizim icin planladigi donus rotasi tam bir cennet.  Hayatimda hic kalmadigim kadar luks bir otelde keyfimizi cikartiyoruz.  Ve yarina hic acele etmeden buranin tadina vararak SF'e yonelecegiz. 

Cok lezzetli bir aksam yemeginden sonra simdi otel odamiza geri geldik.  En kisa zamanda sizlere tatilimizi anlatmaya baslayacagim ama simdilik sizleri bu tatil donusu resmimizle basbasa birakiyorum... :)


http://www.hotelparisi.com/ (Iste otelimiz)

Saturday, April 23, 2011

VE Beklenen Macera Basladi!


Yaklasik 1 saat rotarli olsada evimizin onunden arabamiz ardina kadar dolu bir sekilde ayrildik. Ilk durak Peet’s Coffee… Ikimizinde kahveye ihtiyaci var! Arada sirada kendi kendime sormadim degil “neden cuma’dan cikma iskencesini yaptik kendimize”. Cevap: Bir an once hedefe varabilmek icin.
Bu sabahki dersim de uzun zamandir hissetmedigim kadar yorgundum. Ders yine de iyi gecti ama vucudum bana yataga geri gitmek istedigini defalarca belirtti. Simdi ise, sabahki dersten 16 saat sonra vucudum hala ayakta ve Derek’e eslik etmekte. Neyse ki Derek sabah biraz daha uyudu ve derse gelmedi. J (Bir kerelik izin verebilirim)


LA’e olan mesafe 165 mil ve saat 9:45pm… sonra otelimize ulasmak icin sadece 1.5 saatimiz daha olacak. Hedef sabaha karsi 2’yi gecirmeden yatagimiza varabilmek. Yarin yine uzun bir gun bizi bekliyor olacak. Meksika siniri gectikten yaklasik 7.5 saat sonra hedefe ulasmaya bekliyoruz. Bakalim planlar nasil gidecek?

Light at the end of the tunnel!

Gerci bu resim tünelden çekilmemişti ama temaya yine de uyar diye düşündüm.



Simdi gel gelelim neden boyle bir baslik secmis olmama… Bildiginiz uzere belli bir suredir isimden o kadar mutlu degildim. O kadar ki baska islere bakmya bile baslamistim. Ama her zaman dedigim gibi fazla bir acelem yoktu. Dun bu sirkette biraz daha kalmayi dusundurecegim bir sey ogrendim… Hayir, bilemediniz, sirket henuz satilmiyor (en azindan ben bilmiyorum). Ogrendigim sey, birinin arkamda olmasi ve benim bu isteki mutlulugumu dusunmesi. O kisi, sirketin patronu Mark! Oyle gozukuyor ki Mark, Erich (benim patronum) ve David (beni grubunda isteyen sahis) ile bir konusma yapip benim isimi cok begendigini ve benim hakkimda sadece iyi seyler soyleyebilecegini ve bu nedenle de benim bu sirkette mutlu olmam icin ellerinden geleni yapmalari gerektigini soylemis. Bunun uzerine de Erich ve David benim pozisyonum hakkinda bazi kararlar vermisler…


Acikca soylemek gerekirse insanin ici bir hos hissediyor, yuzu kizariyor ve mutlu oluyor hakkinda boyle dusunuldugunu bilmekten. Bu hikayeyi Derek’e anlattigimda onun reaksiyonu “ben sana durmadan soyluyordum Mark’in senden ne kadar memnun oldugunu” oldu. Haklidan… Sirketin yeni yil partisinde Derek’in Mark’la uzun bir sohbeti olmustu. Gerci o sohbete fazla da guvenmek istememistim, ne de olsa boyle bir partide kimse kalkip birinin esine ondan mutlu OLMADIKlarini soylemez ki.


Neyse buraya kadar hikaye harika, degil mi? Ben bu hikayeyi en yakin is arkadasim Jon’dan duydum. CUNKU ne benim su siradaki patronum Erich, ne de - oyle gozukuyor ki – gelecekteki patronum David bana henuz birsey soylemediler. Erich butun bir hafta Ingiltere’de is seyahatindeydi. David ise persembe aksamustu Seattle’a uctu. Zannedersem butun bu iletisim sorunu benim patronumdan kaynaklaniyor. Bu konu, Erich Ingiltere’ye ucmadan once konusulmus. David benim haberim oldugunu sanarak benimle konuyu tartismak istediginde yuzumdeki ifadeden hicbirseyden haberim olmadigini anlamis. Bunun uzerine de Jon’a danismak istemis . Plan soyleymis: David benimle persembe gunu konusacak ve sonra Jon beni kahve icmeye davet edip David ile konusmamin sonuclarini soracak… Iyi hos da David benimle konusmayinca hersey suya dustu. 


Simdi ise bir hafta icinde patronumun kim olacagini bilmeden tatile gidiyor. Cok ilginc bir durum… Ama yine de eger, bana verilen gorev Jon’un bana anlatigi gibiyse, THERE IS A LOT OF LIGHT AT THE END OF THIS TUNNEL!

Monday, April 18, 2011

Haziriz!

Turkiye - bekle bizi geliyoruz.  Bugun son ucak biletini de aldim.  Bakalim su Los Angeles-Istanbul seferi bekledigimiz gibi rahat ve kolay olacak mi. Ucusa yakin bir arayip yerlerimizi biraz daha one alabilir miyiz diye bakacagim ama olmazsa da ucakdaki sayili ciftli koltuk duzeninden biri bize ait.  Onlerde bos yerler vardi ama nedense bilgisayar onlari ayirmama izin vermedi...


Tabii ucak biletindeki yeni ismim de Turk Hava Yollarini aramam icin baska bir neden - Nesrin Umurlueck...  Artik ismimin daha fazla kombinasyonu kalmamisti zate - Nesrin Umur, Nesrin Lueck, Nesrin Umur Lueck, Nesrin Umur-Lueck, Nes Umur-Lueck ve son olarak Nesrin Umurlueck.  Neyse ki neredeyse butun kombinasyonlari kanitlayabilecegim bir ID kartim var.  Artik o iyi mi kotu mu bilemeyecegim tabii....


Butun bunlarin ustune pasaportum da bundan boyle Nesrin Lueck olacak...  Iki hafta sonra LA'deki konsolosluktan randevu aldim.  Saat 9'da pasaportumu vermek icin SF'den LA'ye ucacagim ve 1:30'da SF'e geri gelmis olacagim.  Allahtan sadece 45 dakikalik bir ucus.  Yeni pasaportum 5-7 gun arasinda konsolosluga gelirmis.  Oradan da bana gondereceklermis. Yani anlayacaginiz, zamanli bir sekilde yeni pasaportum da elime gecmis olacak. 


Simdi butun Turkiye seyahati hazirken, Derek'le icimiz rahat Meksika'ya gidebiliriz. :)  Gectigimiz Nisan'da gitmeyi planladigimiz, sonra Eylul'e attigimiz, sonra da 2011'de bir zaman gidecegiz dedigimiz tatil sonunda gerceklesiyor gibi.  Derek gecen seneden bu yana arabamizi bir nevi ev haline getirme planlari icersindeydi.  Su gectigimiz 3 hafta icersinde planlarini yavas yavas gerceklestirdi gibi.  Yarina yatagimiz hazir olacak, persembe gunu de yemeklerimizi alacagiz.  Plan ise soyle:
Cuma gunu is cikisi San Diego'ya dogru yolculugumuz baslayacak.  Cuma gecesi San Diego'da kalacagiz.  Cumartesi sabahi ise asil maceramiz baslayacak - guzel bir sabah kahvaltisindan sonra siniri gececegiz ve ver eline Meksika sahilleri.  Derek'e gore 6 saat icersinde kamp alanimiza varmis olacagiz...  Su sirada bir grup arkadasimiz orada ve onlardan email aliyor olusumuz bana orada internetimiz olacagini soyluyor...  Garip bir kombinasyon tabii - elektrik yok ama wireless internet var, yemek yok ama tekila ve bira var!  Hadi bakalim.


Eger benim bu bloglari okuyorsaniz - umid ediyorum ki okuyorsunuz :) - internet oldugu surece bu bloglar gunluk halinde gelecek hem de resimlerle. :)  


Agustos'dan bu yana ilk tamamen isten ayrildigim bir seyahat ve ihtiyacim oldugunu fazlasiyla hissediyorum.  Insallah Derek de ben de aklimiz tamamen refresh olmus sekilde Cumartesi Amerika'ya giris yapacagiz. :)

Wednesday, April 13, 2011

Yeni Elbisem

Iste en azindan 3 kisi elbisemi nereden aldigimi sordu.  Bir de bilseler hikayesini, nereleri dolasip da beni buldugunu... :)

Tam anlamiyla harika oldu!  Derek'in "en begendikleri" listesine cok hizli bir giris yapti.
COK TESEKKURLER... :)


Simdi sira, "yarin ne giysem"de....

Iki Ugurlu Sayimin Carpimi!

Icimden bir ses 32'inin guzel gececegini soyluyor.  Neden mi? Cunku sayinin kendisi benim iki sevdigim sayinin carpimina esit (dogum tarihimin) 8X4 = 32...


Biraz gecikmeli de olsa, iste 32 yasimin baslangic hikayesi:


Bildiginiz uzere bizim Cuma gunumuz epey erken basliyor...  Bu sabah da normal bir Cuma gibi sabahin 4:45'inde basladi.  Kocacigimin ilk sozleri "Happy Birthday my love, the birthday girl. How are you feeling?" oldu.  Cevabi ise son derece basitti - "I am TIIIIRRRREEED".  Sonra basimi her zamanki gibi kocamin omzuna koyup bir 15 dakika daha koyun koyuna uyuduk.  15 dakikanin sonunda alarm ikinci kere caldi ve ayni soru "How are you feeling on your birthday, my love?  Other than being tired?" ve yine benzer bir cevap " I am SLEEEEPPY"...  Saatin 5:05'i gostermesi ile normal rutinimiz basladi - en azindan ben oyle dusundum.  Ilk supriz, gym'e arabayla gidiyor olusumuz oldu - dolayisiyla aceleye gerek kalmadi.  Ikinci supriz, gunun ilk hediyesiydi.  Universite'den beri yapmayi istedigim "rope course" denilen agactan agaca kablolarin uzerinde yuruyecegimiz, agaclara halatlarla tirmanacagimiz, ormanin icinde bizim gibi deliler icin duzenlenmis koca bir parkta bir gun... Tabii kocamin bana bu hediyeyi sunusu da son derece hos oldu - hediye kagidina sarilmis bir halat parcasi. :)


Ilk hediyemin mutluluguyla yari uyanik bir sekilde evden ciktik.  Bir sonraki suprizim dersime hic kacirmadan gelen bayanlardan birinin iki hediyesi oldu: bir turuncu ipek atki ve kocasinin butun sinif icin yaptigi kek...  Herhalde butun bu suprizlerle en erken dogumgunu kutlama rekorunu kirmis olabilirim.  Tabii benim de dersime gelenler icin suprizlerim yok degildi.  32 yasina tek basima girmeyecegime gore, butun herkesin "32" rakamini sevmesine (ya da nefret) etmesine yardimci olmaya calistim.  32 pushups, 32 situps vesaire....  Dersin sonunda 


Dorduncu suprizim kahvaltimiz oldu.  Degisiklik olarak, cok sirin, ufak bir cafe'ye San Francisco'nun en lezzetli omletini yemege gittik...  Dedikleri kadar da varmis!  Taptaze meyvesine kadar bu ev mutfagina andiran cafe suana kadar bizim buralarda yedigim en guzel omleti onume sundu... Tabii kahvaltim ikinci hediyemle beraber geldi - gumus bilezigim.


Ve simdi gelgelelim besinci suprizime...  Iste cicegim...  Mis gibi kokusuyla butun ofisi perfume bunadi ve hala da evimizi susluyor hem kokusu hem de goruntusuyle.




Artik bir aliskanlik olmus sekilde, annemin beyaz cizmeleri bu dogumgunumde de ayagimdaydi.  Bilezigimin turuncusu ve uzerimin turuncusu da en sevdigim rengi sergilememe yardimci oldu tabii.  Artik bilmeyen kaldi mi ki?


Neyse suprizlerimin altincisi biraz kavkali ve gecikmeli de olsa aksamustu geldi ya da gelmeye calisti diyebiliriz.  Bir paket - annemden...  Ne olabilir dusunmeme hic gerek yoktu cunku eski seneleri hatirladim hemen.  Kocaman bir DHL paketi ici kiyafet dolu.  Dogumgununmde elime gecmemis bile olsa, pazartesi gunu kollarimda, carsamba gunu ise ustumdeydi!!! :)


Yedinci supriz tam anlamiyla beklentisiz ve biraz da soguk oldu...  Ruzgar dogumgunumu kutlamak istedi, dolayisiyla da bir kuvvetlenip bir yavasladi - karar veremez bir sekilde.  Ama sonuc olarak Derek'i de beni de kandirdir ve sulara kosturdu.  20 dakikanin sonunda pes edip sudan ciktik.  Yine de "dogumgunumde sorf yaptim" diye biliyorum...


Ve son suprizim aksam yemegimiz oldu.  Son 4 aydir sushi istiyorum diye kivranan ben sonunda sehrin en iyi sushi'sini yemis oldum.  Hep adini ve sanini duydugum Zushi Puzzle isimli lokantada haftalar oncesinden ayirtilmis yerimizde mis gibi cig baliklarimizi Derek'den olan ucuncu hediyemin esliginde yedik... Ne miydi hediyem? Bizim sokagin luks kismindaki bir meditasyon studio'sunda spor masaji!!!  Hem de ne zaman istersem?!  Hele sorf sezonunun baslamasiyla butun bu masajlara hem benim hem de Derek'in cok ihtiyaci olacaga benziyor.


Anlayacaginiz, harika bir dogumgunu gunu gecirdim...  Bakalim 32 gercekten ugurlu gelecek mi? 


Dogumgunumun ertesi de kocamin da benim de formlarimizin "elite athlete" kategorisinde oldugunu ogrenmemiz (profesyonel bir servis tarafindan) haftasonunu da epey bir mutlu kildi. :)


Simdi bir sonraki hedef su blog sayfami guncellemeyi unutmamakta!
Canim ailem - sizleri coook seviyorum ve coook opuyorum!